Askeri mahkemelerde yargılama 'şaka' gibi...
29-11-2008
Vicdani retçi Mehmet Bal, 8 Haziran 2008'de evinin yakınlarında gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü Jandarma Karakolu'nda şiddet ve kötü muameleye maruz kalmış, Askeri Cezaevi'nde de öldüresiye dövülmüştü. Şikayet üzerine açılan davada, işkenceyi belgeleyen adli tıp raporuna rağmen, rütbeliler sanık değil tanık olmuşlar, rütbesizlerin cezasında ise "tahrik altında" kalmaktan indirime gidilmiş, bununla da kalınmamış işkence mağduru Bal, 301'den suçlu bulunmuştu. İşte bu davanın duruşması, 25 Kasım'da, bir Askeri Mahkemede, adeta 'şaka' gibi gerçekleşti:
Vicdani retçi Mehmet Bal 8 Haziran 2008'de Arnavutköy'deki evinin yakınlarında gözaltına alındıktan sonra önce Beşiktaş Jandarma İnzibat Karakolu'nda bütün gece boyunca tuvalet yasağı, yumruklama, hakaret ve sıcak su dökerek uyandırma şeklinde kötü muameleye maruz kalmıştı. Ertesi gün (9 Haziran) 3. Kolordu Hasdal Askeri Mahkemesi'ne çıkarılarak, yol tutuklamasıyla tutuklanmıştı. Adana Askeri Cezaevi'ne sevkini beklemek için 3. Kolordu Hasdal Askeri Cezaevi'ne götürülen Mehmet Bal 9 Haziran gecesi o gün cezaevinden sorumlu olan iç güvenlik astsubayının emriyle konulduğu koğuşun mümessili ve birkaç tutuklu tarafından 45 santimlik odun bir sopayla soğuk duşun altında öldüresiye dövülmüştü. Mehmet, avukatların müdahelesiyle hem Beşiktaş İnzibat'taki kötü muamele, hem de Hasdal Askeri Cezaevi'ndeki işkence konusunda şikayetçi olmuştu.
Rütbeliler için 'Kovuşturmaya Yer Olmadığı'
Ağustos ayında Mehmet'e ulaşan askeri savcı Ertan Aydil'in hazırladığı İddianame ve Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı'nda Beşiktaş İnzibat'ta olanlar tamamen kovuşturma kapsamı dışına itilirken, Hasdal Cezaevi'ndeki işkence konusunda cezaevi yetkilileri ve rütbeliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti. Ama Adli Tıp'tan çıkan rapor işkenceyi, özellikle de künt bir cisimle vurulmuş olduğunu tespit etmişti. Bu yüzden rütbeliler korunsa da birilerinin harcanması gerekiyordu. Böylece Mehmet'in teşhis ettiği koğuş mümessili ve diğer iki tutukluya “kasten yaralama” suçundan dava açılmış, ancak onlara da “eylemlerini tahrik altında gerçekleştirdikleri” iddiasıyla cezalarında indirim istenmişti. Ayrıca aynı savcı, sanıkların ve tanıkların ifadelerinde Mehmet hakkında yaptıkları “Türk Silahlı Kuvvetlerine ve devlete karşı hakaret” ettiği yönündeki iddialara dayanarak Mehmet'e 301'den dava açmak için Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulunmuştu. Henüz bu komik suçlama konusunda Adalet Bakanlığı'nın nasıl bir karar alacağını bilmiyoruz. Ama işkence mağdurunun şüpheli hale getirilmeye çalışılmasının kötü bir şaka olarak kalmasını umuyoruz.
Çağrı davetiyesi avukata davadan bir gün önce ulaşıyor
Ama bu dava sürecindeki şakaların ardı ardı arkası kesilecek gibi değil. Mesela davanın 21 Ekim'deki ilk duruşmasına Mehmet Bal ve avukatları katılamadılar çünkü dava tarihi bir ay öncesinden kesinleşmesine rağmen, belli ki kasıtlı olarak, davadan sadece birkaç gün önce postalanan davetiye avukat Suna Coşkun'a dava tarihinden bir gece önce ulaştı. Ankara'da ikamet etmekte olan Coşkun'un İstanbul'da yürütülmekte olan bir duruşmaya bir gece önceden haber alarak gitmesi söz konusu değildi. Böylece Hasdal'daki ilk duruşmada sanıkların tümü ve karşı tarafın tanıklarının büyük bölümünün ifadeleri, mağdur ve mağdur avukatlarıyla yüzleştirilmeden alınmış oldu. Ayrıca birçok tanığın da ifadelerinin celse arası alınmasına karar verilmişti. Daha da vahimi sanıkların o duruşmadan sonraki duruşmalardan bağışık tutulmalarına karar verilmesiydi.
Bal ve beraberinde 3 avukatın duruşmaya katılması şaşkınlık yaratıyor
25 Kasım Salı günü görülen davanın ikinci duruşmasına Mehmet'le beraber Avukat Suna Coşkun, İnsan Hakları Derneği'nden Avukat Ahmet Tamer ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı İşkenceyi Önleme Komisyonu'ndan Avukat Murat Özdemir avukatlar olarak katıldılar. Ayrıca dört kişi de gözlemci/destekçi olarak oradaydı. Hakimin Mehmet'i, avukatlarını ve gözlemcileri gördüğünde yaşadığı şaşkınlık ve duruşmalardan bağışık tutulan sanıkların da mahkemeye getirilmiş olmaları, Mehmet'in bu duruşmaya da gelmeyeceğini düşünerek bu celsede davayı sonuçlandırmayı hedeflediklerini düşündürdü. Kötü şakalardan biri de hem iddianameyi, hem Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararını, hem de Mehmet'e karşı 301 şikayetini aynı savcının kaleme almış olması ve bu savcının 25 Kasım'daki duruşmaya da iddia makamının savcısı olarak katılmasıydı. Davanın bütün dosyalarını hazırlayan, Mehmet Bal'ın bir lehine bir aleyhine çalışan savcının duruşma boyunca ağzından çıkan tek lafsa avukatların bir önceki celsede dinlenen tanıkların tekrar dinlenmesi talebine itirazıydı. Duruşmaya üç sanık dışında, daha önce dinlenmemiş olan üç tanık katıldılar. Tanıklardan birisi o tarihlerde tutuklu olan bir askerdi. Diğer bir tanık, Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı'yla sanık konumuna getirilemeyen ama aslında işkence emrini bizzat vermiş olan İç Güvenlik astsubayıydı. Bir diğeri ise bir uzman çavuştu. Sanıklar ve tanıklar genel olarak Mehmet'in yokluğunda alınan önceki ifadelerini tekrar ettiler. Sadece uzman çavuş ifadesini değiştirerek daha doğru bir şekilde anlattı.
Herşeye rağmen duruşma verimli geçti
4 saat süren yoğun duruşma bazı açılardan oldukça verimli geçti. Avukatlar tanıkların ve sanıkların önceki ifadeleri ve şimdiki ifadeleri arasındaki çelişkileri ve farklı tanıkların birbirlerinin iddialarını geçersiz kılan ifadelerini ortaya koydular. Daha önce geç yollanan davetiye konusunun araştırılmasını; daha önceki celsede dinlenen tanıkların yeniden celp edilerek getirilmesini; terhis edilen tanıkların yerel mahkemelerde ne zaman ifade verecekleri konusunda bilgilendirilmeyi ve bu sürece müdahil olmayı talep ettiler. Ayrıca henüz dinlenmeyen, iddia tarafının da çağırmak istediği tanıklar olduğundan ve başka beklenen çeşitli belgelerden dolayı duruşma 30 Aralık'a ertelendi.
Hakim, sanık ve tanıkları yönlendirdi
25 Kasım duruşmasının tutanağı, duruşmada geçen tüm konuşmaları kayıt altına almaktan ziyade hakimin filtresinden geçirilerek ve kodlanarak hazırlanmış, asıl konuşmaların belki üçte birini içeren bir belge. Hakim duruşma boyunca tanık ve sanıkları yönlendirdi, korudu kolladı, ayrıca bu yönlendirerek aldığı ifadeleri de tekrar tornasından geçirerek tutanağa yansıttı. Örneğin sanıklardan birinin sarfettiği “Ben ona vurmuş olsam ölürdü, sakat kalırdı. Bakın şimdi gelsin şuraya kendisine bir tane vurayım, eğer ilk vuruşta yere devrilmezse bütün suçlamaları kabul ederim komutanım” minvalindeki tehdit dolu sözleri hakimin tornasında yumuşatılıp ehlileştirilerek “Aramızda cüsse farkı vardır. Böyle bir şey gerçek olmuş olsa sakat kalması gerekirdi” haline getirilmiş. Hakimin ve mahkeme kaleminin önünde duran monitör avukatlar tarafından görülemediği için o sırada tutanağın içeriğine itiraz edilemedi ama daha sonra avukatlar gerek tutanağa, gerek mahkeme salonunun tutanak yazımını görmelerine engel olan fiziki şartlarına, gerekse savcının “her şeyin savcısı” olmasına itirazda bulunacaklar.

Bu yazıyla ilgili sizinde söyleyecek bir sözünüz varsa tıklayın! |

Okumak istediğiniz dökümanın başındaki ataça tıklayın
|
Vicdani redci Mehmet Bal'a aydınlardan destek, SK.'dan Haber
|
Vicdani redci Mehmet Bal'a işkence davası sürüyor, Sizden Gelenler
|
''anti-sosyal kişilik bozukluğu teşhisi''-B.Kenter, Gündem Yazıları
|
Vicdani Retçi Mehmet Bal Beraat Etti, bianet.org, Basın Arşivi
|
Beş Yılda 5 bin 672 ''İhlali Soruşturmaya İzin Yok'' Kararı, bianet.org, Basın Arşivi
|
İşkence Cezasız, Tutuklu Şikayetiyle Bal'a 301 Davası, bianet.org, Basın Arşivi
|
Vicdani retçi Mehmet Bal başına gelenleri anlattı-P.Mağden, Radikal, Gündem Yazıları
|
''Bu ölecek bunu idareye verelim''(D-Mehmet Bal), SK.'dan Haber
|
Askerî yargıya askerden eleştiri(D-Asker, yargı), Zaman, Basın Arşivi
|
|