Dersim İsyanı'nda görevli askerdi(D-Dersim İsyanı)
19-01-2007
gundemimiz.com 69 YIL SONRA KONUŞTU
Cengiz Kapmaz Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı'nda görevli askerdi. Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde suskunluğunu bozdu ve yaşadıklarını anlattı. Bir hafta sonra da yaşamını yitirdi. Çiftçi, Atatürk'ün isyan çıkmaması için çaba gösterdiğini, 'katliam emrini İnönü'nün verdiğini' açıkladı
Dersim isyan önderi Seyit Rıza yakalanmış, Elazığ'a götürülmüştü. Jandarma karakolu yanındaki meydana getirildiğinde sonradan Dışişleri Bakanı olan Sabri Çağlayangil'e döndü. Sehpaları görünce durumu anlamıştı. Çağlayangil'e 'Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?' diye sordu. Sorusu yanıtsız kaldı. Son sözü soruldu. 'Kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz' dedi. Sonra meydana çıkarıldı. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insanla doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: 'Evladı Kerbela'yız. Günahsızız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.' Sözleri meydanda yankılandı. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra dimdik yürüdü, kendisini asacak celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu...
Yalnız mağdurlar konuşmuştu
Dersim Katliamı'nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiş ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim'de 1937-1938 yılları arasında yaşananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaşlarına boğmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep mağdurlar konuştu. Sadece mağdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı.
Konuştu ve öldü
Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik'li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur'da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat'taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: 'Dersim'e gittiğimizde Hozat'ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği'ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı'ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.'
Üzerimize taş atarlardı
Abdullah Çiftçi'yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor: 'Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.'
Hayvanları kesip yerdik
Abdullah Çiftçi, dağ başlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve şunları söylüyor: 'Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.'
Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi'nin anlattıkları: 'Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.'
Çocuklar birbirine sarılırdı
Çiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor: 'Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman'ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.'
Türk köyüne dokunmadılar
Çiftçi'nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: 'Hozat'ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.'
İnönü vurun dedi
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk'ün değil İnönü'nün verdiğini söylüyor: 'Niçin katlettiğimizi bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38'de isyan tamamen bastırıldı.'
Ben gördüm
Peki, İbrahim Çiftçi olaylardan sonra vicdan azabı duymuş muydu? İşte Çiftçi'nin soruya verdiği yanıt: 'Gördüklerim söylenmez... Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaşadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki. Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki. Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kişi dahi sağ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri Karaoğlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim'e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış...'
Çığlık çığlığa uyanırdı, vicdan azabı içindeydi
Abdullah Çiftçi'yi tanıyan herkes, Çiftçi'nin Dersim'de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Oğlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuştuğunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına ilişkin şunları anlatıyor: 'Öleceğine yakın herkese Dersim'de yaşadıklarını anlatmaya başladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaşadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim'e askerliğe giden köy gençleri ile konuşur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuşacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuştuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiş dediler, ama kısa süre sonra yaşamını yitirdi.'
Çiftçi'yi yakından tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat'tı. Polat, Çiftçi'yi şöyle anlatıyor: 'Anlatınca dalar giderdi. 'Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü' derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. 'Nasıl böyle bir şey oldu' deyip duruyordu. Sürekli 'anlatılmaz' diyordu. 'Allah kimsenin başına vermesin' derdi.
Vicdan azabı içindeydi...
Dersim Katliamı
Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi başladı. İsyan kısa sürede genişledi. İsyanın genişlemesi üzerine devlet isyanı bir dizi harekat ile denetim altına almaya ve bastırmaya çalıştı. Özellikle Laç Vadisi ve Kutu Deresi bölgesinde binlerce kadın ve çocuk öldürüldü. İsyan sırasında 9 adet savaş uçağı kullanıldı. Köyleri bombalayan, sivil katliamlar gerçekleştiren uçakları kullananlardan biri de Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'di. İsyan sürerken 1937'de isyan lideri Seyit Rıza idam edildi. 1938'de bastırılan isyanda 90 bin Kürt katledildi. İsyandan sonra da Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Binlerce Dersimli de yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderildi. Dersim'de yaşananlar çok çevre tarafından katliam olarak değil soykırım olarak tanımlanmaktadır.

Bu yazıyla ilgili sizinde söyleyecek bir sözünüz varsa tıklayın! |

Okumak istediğiniz dökümanın başındaki ataça tıklayın
|
Devlet, Dersim'lilerin mülklerini de yağmalamış, Radikal, Basın Arşivi
|
Pamukoğlu'ndan Dersim, AKP ve Kıyat'a dair ilginç açıklamalar, Radikal, Basın Arşivi
|
Seyid Rıza Dersim'de, Özgürlük Meydanı'nda, Basın Arşivi
|
İşte 'Dersim 38'in 'kıyım' belgesi, Radikal, Basın Arşivi
|
Kadıköy'de Dersim mitingi, Radikal, Basın Arşivi
|
Kendi celladına ''biat'' eden bir halk olmayacağız!- F.Tunç, Gündem Yazıları
|
Dersim38 Mitingine Çağrımızdır, Sizden Gelenler
|
Dersim Katliamı’nı mazur göstermeye kalkışmanın ahmaklığı üzerine-H.Cemal, Milliyet, Gündem Yazıları
|
Katliamlar, politikalar: Düne ve bugüne dair… -A.Bayramoğlu, Yeni Safak, Gündem Yazıları
|
Dersim'den Tunç Eli'ne-Ü.Kardaş, Radikal, Gündem Yazıları
|
Dersim-Alevi Konferansı'ndan 10 talep çıktı, Sizden Gelenler
|
Dersim'li bir yurttaş'tan Başbakan'a açık mektup, bianet.org, Basın Arşivi
|
Dersim 1938 gerçeği, Sabah, Basın Arşivi
|
Bu şartlarda CHP'nin arka bahçesi olmaya devam edilebilir mi?-E.Aköz, Sabah, Gündem Yazıları
|
Dersim Katliamı Avrupa Parlamentosu'nda, Basın Arşivi
|
Adı katliam...-Y.Çongar, Gündem Yazıları
|
Dersim'den önce Koçgiri katliamı-O.Çalışlar, Radikal, Gündem Yazıları
|
'Ayıptır, günahtır, cinayettir...'-E.Keskin, Gündem Yazıları
|
Dersim'de 1937-1938'de ne oldu?, Radikal, Döküman Arşivi
|
CHP'nin onuru, evlâdı Kerbela'ya karşı-Y.Türker, Radikal, Gündem Yazıları
|
''Öymen'in Dersim'deki Katliamı Desteklemesi Utanç Verici''(D), bianet.org, Basın Arşivi
|
Dersim, Devletten 1938 İçin Özür Bekliyor, bianet.org, Basın Arşivi
|
Tunceli'ye Dersimspor geliyor, Radikal, Basın Arşivi
|
Şahin: Dersim teklifi bölücülük, Radikal, Basın Arşivi
|
'Dersim Belediyesi' ne izin yok!, Basın Arşivi
|
1938 Dersim (Tunceli) katliamında ortaya çıkan yeni tanıklar..., Zaman, Basın Arşivi
|
1937-1938’de Dersim’de neler oldu?-A.Hür, Gündem Yazıları
|
70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek!-H.Cemal, Milliyet, Gündem Yazıları
|
'En kapsamlı jenosit Dersim'de uygulandı', Basın Arşivi
|
Devlet, astığı Seyid Rıza'nın mezarını bilmiyor, Basın Arşivi
|
Tunceli’de ‘Seyid Rıza’ gerginliği, Radikal, Basın Arşivi
|
27 Mayıs, Kürtler ve Şark Islahat Planı Kararnamesi-Ü.Fırat(D), bianet.org, Gündem Yazıları
|
Tekrar merhaba 1938-B.Oran, Radikal, Gündem Yazıları
|
Zilan Katliamı Tanığı: 'Gözümün önünde kestiler', Basın Arşivi
|
Dersim belgeseli polise takıldı, Radikal, Basın Arşivi
|
Öneş: 'Ortak dil bulmalıyız', Milliyet, Gündem Yazıları
|
Öcalan'dan devlete barış mektubu, Basın Arşivi
|
Kürt sorununun gizli tarihi, Basın Arşivi
|
Dersim insansızlaştırılıyor, Özgür Politika, Basın Arşivi
|
Sabiha Gökçen 'Aslen' Dersimli Aleviydi!-B.Bilmez, bianet.org, Gündem Yazıları
|
İngilizlerin Şeyh Sait'e desteği yok-A.Fırat, Milliyet, Gündem Yazıları
|
Dersim ve Hakkari'de OHAL'in son günü, Özgür Politika, Basın Arşivi
|
|