Guatemala nere, Türkiye nere? Xela nere, Sivas nere?-S.M.Değirmencioğlu
03-07-2009
Serdar M. Değirmencioğlu serdardegirmencioglu@gmail.com
Olur ya, bir 2 Temmuz sabahı yanlış vapura ya da trene binebilirsiniz ve yolunuz Guatemala’nın ikinci büyük kenti Xela’ya (“Şela” okunuyor) düşebilir. Hayat böyle, yanlışlıklar oluyor. Şaşırmayın; kentin resmi adı Quetzaltenango ama eski adı Xela daha çok kullanılıyor. Hiç merak etmeyin, şanslısınız. Hemen merkezdeki pazarın oradan, üzerinde “Ruta 3” (3. Hat) yazan minibüse binin. Beş dakika bile geçmeden bir müzenin önünde olursunuz. İşi sağlama almak isterseniz, bir kağıda “Museo Ixkik” (İşkik Müzesi) yazın ve muavine verin. Aman, “Onca yolu gelmişim; pazarda türlü çeşit tropik meyve varken müzede ne işim var?” demeyin. Bu müze çok özel bir müze. Müzede 20 kadar Maya etnik grubunun akıl almaz güzellikteki, bakmaya doyulmaz dokumalarını görme; giysilere işlenen motiflerin anlamını ve az da olsa Mayaların zengin kültürlerini öğrenme olanağı sizi bekliyor. Müzenin Türkiye’den gelen ziyaretçiler için ufuk açıcı olması için başka bir neden daha var. Müzenin bulunduğu sağı solu kırık dökük bina on yıl öncesine dek ordunun elindeymiş. Bu ve çevresindeki küçük binalar, Guatemala’nın gördüğü en halk dostu yönetimi 1954’de deviren ve ülkeyi boğmaya başlayan rejimin Xela’daki önemli simgelerinden birisi olmuş. Guatemala’yı ve çevresini bilmiyorsanız, özet bilgi gerekebilir: Bu rejim, olmayan ‘komünizm tehlikesi’ni bahane ederek ülkeyi militarizme, halkı ise yoksulluğa sürükleyen ve ülkede yol açtığı kaosu bahane ederek her olanakta daha da sertleşen korkunç bir rejim. Sertlik ne demek, onu da açmak gerekebilir. 1960’ların ortasına gelindiğinde ölüm mangaları rejime karşı gördüğü en ufak sesi bile susturmaktan çekinmiyordu. 1980’lerin başına gelindiğinde ise ordu, zorla yarattığı korucuları da kullanarak Maya halklarına karşı soykırım kampanyasına başladı. Balık yakalamak için deniz kurutmaya benzetilen bir strateji ile gerillaları yok etmek için Maya köyleri ve köylüleri yok edildi. Özetin özeti, kendisine her olanakta “yurtsever” diyen ordu, bu toprakların asıl sahiplerini yok etmeye kalkacak denli korkunç bir ölüm makinasına dönüşmüş ve ülkeyi baştan aşağıya kan gölüne çevirmişti. Bu binalar, 1996’da başlayan barış süreci ardından asıl sahibi olan belediyeye geri verildi. Belediye de bu binaları, kültürlerine sahip çıkmayı amaçlayan dört kadının kurduğu bir derneğe tahsis etti. Ülkenin asıl sahibi Mayalara inanılmaz hunharlıkta saldıran ordunun bir üssünün Maya kültürü müzesine çevrilmesi ve sivil ellere – hem de kadınların ellerine – teslim edilmesi barış sürecinin işe yaradığını gösteriyor. Müzeyi işleten kadınlar, ziyaretçilerin ara ara “bize burada işkence yapılmıştı” diye kimi odaları gösterdiklerini söylüyorlar. Müzede işiniz bitince geldiğiniz yöne doğru, üzerinde “Ruta 3” yazan minibüse binin. Eve dönmeden meyve almak isterseniz, pazar yerinde inin. Pazarda meyve, sebze satan Mayalara dikkatle bakın. Yoksulluk ve sömürü yetmezmiş gibi akıl almaz saldırılara maruz kalan ama hâlâ var olmakta direnen bu insanlara biraz yaklaşın. Size meyve uzatan becerikli ellere dikkat edin. Çekinmezseniz, el sıkışın veya size uzanan eli iki elinizle tutup hafifçe okşayın. Belki bu şekilde Mayalara uzaklardaki halkların onları umursadığını ifade etmiş olursunuz. Vapur veya treniniz Türkiye’ye doğru yola çıkınca, demli çayınızı yudumlarken şöyle bir düşünün: Türkiye’de kaç bina el değiştirebilir, kaç müze kurulabilir? Bir düşünün... Diyarbakır zindanlarından müze olsa, nasıl olur? Bir düşünün... Madımak Oteli’nde kebapçı olmasından rahatsız olmayıp, otelin müze olması fikrinden rahatsız olanları bir düşünün... Tam da bunu düşünecek gün, bugün. Bugün Sivas’tan Xela’ya otobüsler kalksa fena mı olur? Bir düşünün...
|